Home

Advertisement

BLOGUMA HOSGELDINIZ(Welcome)

  • Mar. 14th, 2008 at 10:37 PM
 

                         FİLİSTİN  

 

Medeniyetlerin beşiği Ortadoğu, son yüzyılını karışıklıklar içerisinde geçirdi. Osmanlı döneminin ilk dünya savaşı ile son bulduğu coğrafya, sonu gelmeyen çekişmelerin odağı oldu. Bölgenin jeopolitik, stratejik ve ekonomik önemi dünyayı yönetme iddiasında olan süper güçleri Ortadoğu arenasına çekti. Bu dönemde ince ince dokunan Yahudi devleti projesi hayata geçirilmeye başlandı.

İki dünya savaşının kargaşası içerisinde Filistin’de iyice artan Yahudi nüfusu 1948 yılına gelindiğinde İngiltere ve Amerika’nın gölgesinde İsrail ismi ile devletleştirildi. Ardından savaşların, katliamların, göçlerin ardı arkası kesilmedi. Beş milyon Filistinli evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Müslümanlar Filistin topraklarında kadın-erkek, yaşlı-genç başlattıkları İntifada’ya kadar, en ağır şekilde sindirilmeye çalışıldı. İntifada on yıllardır kan kaybetmekte olan Filistin için yeni bir diriliş oldu.

Filistin’de iki taraf arasında sonu gelmeyen „Barış Görüşmeleri“nin en önemli noktası KUDÜS oldu. KUDÜS taviz verilmeyecek bir bölge idi. Çünkü KUDÜS kutsal şehirdi ve mübarek kılınmıştı.

Bu çalışma Filistin’deki Müslümanların haklarının teslim edilmesi noktasında tüm dünyanın en üst düzeydeki kurum ve kuruluşları ile sessizliğe büründüğü, en ağır katliamlarda bile istifini bozmadığı bir zamanda Türk ve dünya kamuoyunca Filistin Meselesinin iyice anlaşılması ve bir KUDÜS bilinci oluşturulması maksadıyla kaleme alınmıştır.

Zihinlerimizde Mescid-i Aksa’nın slüeti oluşmaya başladığında, çalışma da amacına ulaşmış olacaktır.

FİLİSTİN
Siyonizm Düşünden İşgal Gerçeğine      
''KANAYAN YARA FİLİSTİN''

Tags:

FİLİSTİN TARİHİ

  • Mar. 14th, 2008 at 10:34 PM
 
Binlerce yıllık tarihi geçmişe sahip olan Filistin toprakları, geçtiğimiz yüzyıl içerisinde dünya gündeminden düşmeyerek uluslararası hareketliliğin merkezini oluşturdu. Dini, siyasi ve kültürel açıdan taşıdığı anlamı ve Doğu Akdeniz’i tutan tarifsiz jeopolitik önemi, Filistin’i değerli kılmaya fazlasıyla yetmektedir.
Filistin, Hz. İbrahim’in kendisi gibi peygamber olan iki oğlu Hz. İsmail ve Hz. İshak’ın soyundan gelen Müslüman ve Yahudiler (İsrailoğulları) ile ve Hz. İsa’nın doğum ve mücadele yeri olması özelliği ile kutsal yerlerin bulunduğu, dini boyutu yüksek olan bir coğrafyadır. Yahudilerin kökenlerini Hz. İbrahim’e dayandırarak buradaki varlıklarını haklı gösterme çabaları; Hz. Musa’nın ilahi emirleri almak için bulunduğu Tur Dağı’ndan henüz geri dönmeden Allah’a şirk koşarak buzağıya tapmaları, Allah’ın kendilerine vazettiği Tevrat’taki emirleri değiştirmeleri ve peygamberlerini öldürmeye varan aşırılıkları ile birleştirildiğinde, topluluğun esasen dine bakışlarındaki tezat ortaya çıkmaktadır. Hz. Yakup’u (haşa) Allah ile güreştiren ve galip getiren bir zihniyetin Allah inancı ise aslında apaçıktır.
İsrailoğulları MÖ 2000’lerde ulaştıkları Filistin topraklarından Babil Krallığı ve Roma İmparatorluğu dönemleri ile Haçlı işgalinde büyük katliamlara uğrayarak sürülmüşlerdir. Halbuki Yahudiler, Hz. Ömer döneminde Kudüs kapılarının Müslümanlara açılmasıyla başlayan dönemde ve ardından Selahaddin Eyyubi ve dört asır sürecek olan Osmanlı döneminde bu topraklarda barış ve esenlik içerisinde yaşadılar. Hatta Endülüs’te batı çılgınlığına kurban olmak üzere olanlar, Rusya’da ve Avrupa’da bulunan Yahudiler de yine Müslüman topraklarına kabul edilmişler ve burada emniyet içerisinde yaşamışlardır.
19. yüzyıl, Avusturya-Macaristan, İngiltere ve Rusya gibi güçlerin dünya siyaset arenasına damgasını vurduğu Osmanlı Devleti’nin ise zayıflamaya başladığı bir dönem oldu. İmparatorluğun geniş sınırları artık dış güçlerin müdahale alanları haline geldi. Bu dönemde Avrupa’da bir Yahudi devletinin varlığına hayır diyen Avrupalı güçler, 1897 yılında yapılan I. Siyonist Kongresi ile başlayan ve „Halkı olmayan bir ülkeyi, ülkesi olmayan bir halka devredin...“ sloganı ile Filistin topraklarında bir Yahudi devlet kurma fikrini öngören süreci hararetle desteklediler.
I. Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu’da İngiltere ve Fransa arasındaki Sykes-Picot paylaşımı ve bir sene sonra 1917 Balfour Deklarasyonu, Yahudilere bu toprakları resmen açarken, aynı zamanda İngiliz mandası ile birlikte bölge yavaş yavaş anarşinin kucağına bırakılıyordu. II. Abdülhamid’i aşmayı başaramayan Yahudiler, padişahın büyük önlemler aldığı bu topraklarda artık Hagana, Stern ve Irgun gibi çetelerle Müslümanlara karşı her türlü saldırıyı sistematik bir biçimde devam ettirir olmuşlardı.
II. Dünya Savaşı sonrası bölgede İngiltere’nin yerini ABD aldı. 1948 Mayısında ise Filistin topraklarında Batı desteği ile İsrail devleti kuruldu. Bu devlet daha kurulmadan gerçekleştirilen Deir Yasin gibi katliamlar, aslında Ortadoğu’da yeni ve daha büyük bir istikrarsızlığın habercisiydi.
1948’den itibaren gerçekleşen Arap-İsrail savaşları, Yahudilerin almaya devam ettiği güçlü Batı desteğinin yanı sıra Arap ülkelerinin Filistin konusundaki tutarsızlıklarını ve samimiyetsizliklerini de ortaya koymaktaydı. 1967 savaşında İsrail’e topraklarını kaptıran Mısır, Ürdün ve Suriye’nin soruna daha çok bir iç politik malzeme olarak yaklaşmaları ve kendi kayıplarının peşine düşmeleri, ortak bir hareket planı ortaya koyamamaları ile birleşince sürecin Filistin aleyhine işlemesi kaçınılmaz bir hal alıyordu.
Soğuk Savaş döneminin çift kutuplu ekseninde Filistin’de dengeler çok fazla değişmedi. İsrail, 1967 savaşı ile Kudüs dahil tüm Filistin’i ele geçirerek topraklarını üç misli artırdı. 1973 savaşı ise İsrail’in elini büsbütün güçlendirdi. Her savaş ve katliam sayıları milyonlarla ifade edilen yeni Filistinli mültecileri çıkardı. BM’de alınan 200’ün üzerinde karar ya BM Güvenlik Konseyi’nden ABD vetosuyla döndü ya da herhangi bir yaptırımı olmayan bu kararlar İsrail’in keyfi uygulamaları ile su üzerine yazılmış maddeler olarak kaldı.
1970 yılındaki Kara Eylül olaylarında Ürdün Kralı Hüseyin’in İsrail desteği ile binlerce Filistinliyi katletmesi, İsrail’in 1982 Lübnan işgali ve Sabra-Şatilla Katliamları ile baskılar Filistin topraklarının dışında da devam etti. İsrail’in en gelişmiş silahlarla yürüttüğü bu sınırsız ve dayanılmaz baskılar, Filistinlilerin kadın-erkek, yaşlı-genç bir bütün olarak taş ve sopalarla bayrak açtıkları İntifada’yı başlattı.
Soğuk Savaş sonrası dönem Ortadoğu’da yeni kırılmalar meydana getirdi. Irak’ın Kuveyt’e girmesi ve ABD’nin 1991 Irak müdahalesi bu döneme kadar bölgede devam eden güçlü Sovyet etkisini ortadan kaldırırken tek kutuplu düzeni başlatıyordu. Bu dönemde İntifada’nın güçlü etkisi ve ABD’nin küresel aktör olma çabaları birleşince İsrail masaya oturtuldu ve Ortadoğu Barış Süreci başladı.
Oslo Barış Anlaşmaları ile önemli bir ivme kazandığı sürekli olarak tekrarlanan Ortadoğu Barış Süreci’nde Filistin tarafı çok önemli tavizler vermeye zorlandı. Likud ve İşçi Partilerinin liderleri dahi Oslo sürecinin Filistinlilerin aleyhine olduğunu gizleme gereği duymadılar. Dikkatlice bakıldığında Oslo sürecinin, Filistinlileri kuşatma altındaki bölgelere ayırmak ve bu bölgeler arasına Yahudi yerleşimciler yerleştirmek suretiyle muhtemel Filistin devletinin toprak bütünlüğünü engellemek üzere dizayn edildiği görülür. Örneğin Gazze ve Eriha, İsrail denetimindeki kilometrelerce toprak ile birbirinden ayrılmıştır. Ayrıca Oslo’dan önce Gazze ve Batı Şeria’da yasadışı 110.000 Yahudi yerleşimci varken, Oslo’dan sonra bu sayı 195.000’e çıkmıştır. Yahudi yerleşimcilerin sayısı bu şekilde Filistin bölgelerinde çığ gibi artarken, beş milyon Filistinli mülteci çok zor şartlar altında her türlü mahrumiyet içerisinde yaşam mücadelesi vermektedir.
Filistinlilerin II. İntifada’yı başlatmalarına sebep olan en önemli nedenlerden biri hiç kuşkusuz Oslo Barış Anlaşmalarının getirdiği söz konusu adaletsiz ve tatminsiz ortamdı. Oslo anlaşmalarında, kolay konular gündeme alınırken, çözümü zor konular (Kudüs, yerleşimciler, mülteciler ve Filistin devletinin kurulması) nihai statü görüşmelerine bırakılmıştı. Nihayet 2000 yılının Temmuz ayında taraflar çözümü zor olan temel meseleleri görüşmek üzere Camp David’de biraraya geldiler. Ancak Amerikan Başkanı Clinton’un İsrail’in tezlerini destekleyen önerileri Filistin lideri Arafat tarafından kabul edilmedi.
2002 yılının Mart ayında İsrail, Filistin otoritesinin tüm kurumlarını hedef alan yoğun saldırılarına başladı. İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un Filistin Lideri Yaser Arafat’ı uzun süre Ramallah’taki karargahında kuşatma altında tutması, Filistin Otoritesine ait karakolları ve tüm binaları saldırıların hedefi haline getirmesi, İsrail’in Ortadoğu Barış Süreci’nde Filistinlilere „lütfedilen“ her şeyi geri alma hevesinde olduğunun göstergesiydi.
Ş, Ortadoğu’daki şiddeti durdurmaya yönelik olarak gerçekleştirilen tüm inisiyatifleri Amerika’nın da ses çıkarmamasını fırsat bilerek boşa çıkardı. Kasım 2000’de ABD Senatörü George Mitchell Başkanlığında oluşturulan Mitchell Komisyonu’nun hazırladığı raporda İsrail’den yerleşim bölgesi inşasını bir an önce durdurması istendi. İsrail tarafı, „Filistin’in şiddeti durdurmasına“ yönelik çağrıyı dile getirirken, Filistin tarafı da raporun „İsrail’in yeni yerleşim yerleri inşa etme faaliyetlerini durdurması“ noktasından raporu değerlendirdi. İsrail yerleşimciler sorununun, iki tarafın da daha önce anlaştığı üzere, Kudüs, mülteciler ve sınırlar sorunuyla birlikte nihai görüşmelerin bir parçası olduğunu belirterek, bu sorunun diğerlerinden ayrılması gerektiğini söyleyen bir anlaşma bulunmadığını belirtti. Amerikalı diplomat Tenet’in planı ise yedi günlük bir sükunet döneminden sonra barış masasına oturulması çağrısında bulunarak İsrail’in ekmeğine yağ sürdü.
İo gün bugündür bazen esnek açıklamalar yapmakla birlikte, „Filistinliler şiddete son vermeden barış masasına oturulamayacağı“ ifadesini tekrarlamaktadır. 11 Eylül saldırılarının oluşturduğu uluslararası ortam da hiç şüphesiz Şaron’un bu kadar pervasızca davranmasında önemli rol oynamaktadır.
İsrail II. İntifada sürecinde baskı ve katliam politikalarında geri adım atmayı hiç düşünmedi. Bilakis ABD’nin sözde „teröre karşı savaş“ ittifakının en güçlü destekçisi olan İsrail, Filistin kentlerine en gelişmiş silahlarla girdi. Refah, Cenin, Nablus, El-Halil ve daha birçok yerde gerçekleştirilen katliamlar karşısında BM soruşturma açmayı bile beceremedi; çünkü İsrail BM’nin gözlemcilerini kabul etmeyeceğini söylüyordu.
2002 Eylülüne gelindiğinde Ortadoğu Dörtlüsü adı verilen ABD, Rusya, AB ve BM tarafından iki devletli bir çözüm önerisi sunan Ortadoğu Yol Haritası ortaya kondu. Diğerleri gibi mevcut durumu yasallaştırmaya çalışan ve Filistin’in elini kolunu tamamen bağlayan bu anlaşma pratikte Filistin tarafına yönelik her türlü yaptırımdan bahsederken, İsrail’in ise 28 Eylül 2000’den itibaren işgal ettiği topraklardan çekilmesini öngörmekteydi. Fakat İsrail, yeni imzaladığı bu anlaşmaya ve daha öncekilere rağmen Yahudi yerleşim birimi inşasına devam ettiği gibi, daha da insanlık dışı olan ve eşi benzeri görülmemiş bir duvar projesini uygulamaya koydu. Sekiz metre yüksekliğinde ve 730 km. uzunluğunda olması planlanan duvar Batı Şeria’yı tamamen dünyadan tecrit ederken İsrail, bu yolla Filistinli intihar eylemcilerini durdurmayı hedeflediğini söylüyordu. Tamamlandığında 200.000 Filistinliyi mağdur bırakacak olan duvar, aynı zamanda Batı Şeria’nın %45’ini daha İsrail kontrolüne sokacaktır.
İsrail’in utanç abidesi olan duvar tartışmaları henüz devam ederken, bu kez Mart 2004’te bizzat İsrail başbakanı Ariel Şaron tarafından yürütülen ahlaksız bir operasyon ile Filistin’in manevi önderi Şeyh Ahmet Yasin şehit edildi. Bu füzeli saldırı tüm dünyada İsrail’e olan nefreti bir kez daha tazeledi ve Ortadoğu Yol Haritası adlı son barış planı (!) da tarihteki yerini aldı. ABD’nin vetosuyla BM’nin olayı kınamasına bile müsaade etmemesi, bölge dengelerinin nasıl yürütüldüğü konusunda bilgileri de pekiştirdi. Ayrıca uluslararası arenada tanınmış bir yönetimin başkanı olan Arafat’ın da suikast düzenlenecek liderler arasında gösterilmesi, İsrail’in hukuk tanımayan tavırlarının geldiği boyutun görülmesi açısından manidardır. İsrail çılgınlığının nereye kadar varacağı ve terörün asıl kaynağı olan İsrail’e kimin dur diyeceği ise asıl merak edilen sorular arasında.
Şaron’un provakatif Kudüs ziyaretiyle başlayan ve II. İntifada dönemi olarak adlandırılan yeni dönemde Filistin ve Kudüs meselesi sadece Filistinlilerin değil, tüm Müslümanların ve insanlığın meselesidir. Dünyanın en stratejik bölgesi sayılabilecek olan Ortadoğu’nun merkezi konumundaki Filistin, daha uzun yıllar gündemde olmaya ve belirleyiciliğini korumaya devam edecektir.
Her yönüyle Filistin meselesinin ele alındığı bu çalışma, konunun daha iyi anlaşılmasına ve Türk kamuoyundaki duyarlılığın artırılmasına katkıda bulunmayı amaçlamakta ve „Filistin ve Kudüs bilinci“ oluşturmayı hedeflemektedir. Zira dini, siyasi, askeri ve stratejik açılardan büyük ehemmiyeti bulunan Filistin ve Kudüs, kapsamlı bir şekilde tanınmadığı ve kavranmadığı sürece „kutsal topraklar“a yönelik gayretlerimiz ve çözüm önerilerimiz de çok sağlıklı olamayacaktır.

FİLİSTİN GAZZE BÖLGESİ

  • Mar. 14th, 2008 at 10:21 PM
 
1947'de Filistin'in BM tarafından işgalci yahudilerle o toprakların asıl sahipleri olan Filistinliler arasında paylaştırılmasının haritası
Arafat'ın özerk yönetimi sadece sembolik bir yönetimdir
Haçlı saldırılarına karşı uzun süre mücadele veren Memlüklere mensup bir askerin temsili resmi
Müftü Emin el-Huseyni. Yahudi göçüne karşı gerçekleştirilen en geniş çaplı hareket 15 Nisan 1936'da Kudüs müftüsü Emin el-Huseyni'nin öncülüğünde başlatılan genel grevdir. Altı ay süren grevden sonra yahudi göçünü durdurma sözü veren İngilizler daha sonra sözlerinden döndüler. Grevde öncülük edenleri de ya öldürdü, ya sürgün etti, ya da hapse attılar. Emin el-Huseyni de onların zulümlerinden kurtulabilmek için Filistin'i terk etmek zorunda kaldı.
HAMAS mücahitleri bir gösteride. Filistin'deki İslâmi örgütlerin başında kısa adı HAMAS olan Filistin İslâmi Direniş Hareketi gelmektedir. Bu hareket Müslüman Kardeşler'in bir kolu sayılır. Hareketin çekirdeğini de 1948'de Müslüman Kardeşler'in kamplarında eğitilen Filistinli gençler oluşturmuşlardır. Ancak adını en çok 1987'de başlayan intifadadan sonra duyurmaya başladı. Örgütün İzzettin Kassam Birlikleri adını taşıyan bir askeri kolu vardır. HAMAS, kurduğu özel okullar, yardım kuruluşları, sağlık klinikleri, zekât komiteleri vasıtasıyla da Filistin halkına hizmet etmektedir. Bu hizmetleriyle Filistin halkının geniş çaplı desteğini kazanmıştır.
1935 direnişinin önderi İzzettin el-Kassam. Filistin'in bağımsızlığı yolunda başarılı bir mücadele veren İzzettin el-Kassam 1935'te cihad eğitimi için dağa çıktığı bir sırada beş yüz kişilik bir İngiliz birliği tarafından kuşatılarak şehid edildi.
Gazze'den ekmek parası kazanmak için 1948'de işgal edilmiş topraklara giriş yapan Filistinlilerin oluşturduğu kuyruklar
Ortadoğu bölgesinde bulunan Filistin toprakları güneyden Lübnan, güneydoğudan Suriye, doğudan Ürdün, kuzeyden Kızıldeniz, kuzeybatıdan Mısır, batıdan Akdeniz ile çevrilidir. İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıyla Ürdün toprakları arasında sınır oluşturan Ürdün ırmağının doğusu Doğu Yaka, batısı Batı Yaka olarak adlandırılır. Her iki yaka da tarıma elverişli düzlüklerden oluşmaktadır.
Lübnan'daki mülteci kamplarından birinde ikamet eden bir Filistinli kadın çocuğuyla birlikte. İsrail'in kuruluşu ve bu kuruluşun 181 sayılı BM Genel Kurulu kararına dayandırılmasıyla 960 bin Filistinli Arap evsiz, mülteci durumuna sokuldu.

Filistin

(Gazze bölgesi hakkında aşağıda ayrıca bilgi verilmiştir.)

Önemli şehirleri: Kudüs (Nüfusu: 550.000), Yafa, Hayfa, Gazze, Nablus, Eriha, Akka.

Yüzölçümü: 28.220 km2

Nüfusu: 7.220.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 87'si şehirlerde yaşamaktadır.

Km2 başına düşen insan sayısı: 255.8

Nüfus artış hızı: % 3.7

Etnik yapı: 1948'de işgal edilmiş olan topraklarda yaşayanların % 79'u yahudi, % 21'i Filistinlidir. 1967'de işgal edilmiş olan Batı Yaka'da ise nüfusun % 91'ini Filistinliler, % 9'unu yahudiler oluşturur. Filistinlilerin tamamına yakını Araptır, az sayıda Çerkez vardır.

Dil: Yahudiler İbranice, Filistinliler Arapça konuşur.

Din: 1948'de işgal edilmiş topraklarda yaşayanların % 79'u yahudi, % 5'i hıristiyan, % 16'sı Müslümandır. 1967'de işgal edilmiş olan Doğu Kudüs ve Batı Yaka bölgelerinde ise nüfusun % 76'sı Müslüman, % 17.5'i yahudi, yaklaşık % 5.5'i hıristiyan, kalanı da diğer dinlere mensuptur. Müslümanların geneli sünni ve şafiidir.

Coğrafi durumu: Ortadoğu bölgesinde bulunan Filistin toprakları güneyden Lübnan, güneydoğudan Suriye, doğudan Ürdün, kuzeyden Kızıldeniz, kuzeybatıdan Mısır, batıdan Akdeniz ile çevrilidir. En önemli akarsuları Şeria Nehri olarak da adlandırılan Ürdün Nehri'yle Yermük Nehri'dir. İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıyla Ürdün toprakları arasında sınır oluşturan Ürdün ırmağının doğusu Doğu Yaka, batısı Batı Yaka olarak adlandırılır. Her iki yaka da tarıma elverişli düzlüklerden oluşmaktadır. Ürdün Irmağı batısı işgal altında, doğusu Ürdün'ün elinde olan Lut gölüne akar. Ölü Deniz olarak da adlandırılan Lut gölü tuz ve fosfat bakımından zengindir.

Yönetim şekli: Bugünkü Filistin topraklarının üzerindeki yönetim bir siyonist işgal yönetimidir. Gazze ve Batı Yaka'da kurdurulan özerk yönetim ise işgal yönetimine bağlı bir yerel yönetim niteliğindedir. Bu yönetim dış işlerinde tamamen işgal yönetimine bağlıdır. Emniyet güçlerini sadece Filistinlilere karşı kullanma hakkına sahiptir. Bu bölgede oturan yahudi yerleşimcilere karşı özerk yönetime bağlı emniyet güçlerinin kullanılmaması özerklik anlaşmasında şarta bağlanmıştır.

Tarihi: Filistin bir çok peygamberin yaşamış olduğu bir beldedir. Kur'an-ı Kerim'de de bu toprakların kutsal kılındığı ifade edilmektedir. Filistin topraklarının peygamberler diyarı olması bu toprakların vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılmasını ve kendisine özel bir değer verilmesini sağlamıştır. Vahye dayanan dinlerin sonuncusu olan İslâm da bu topraklara ayrı bir değer vermiştir. Kudüs'teki Mescidi Aksa da Müslümanların ilk kıbleleri olmuştu. Dolayısıyla Kudüs ve Mescidi Aksa Müslümanlar için bu açıdan da ayrı bir değer taşır. Kudüs'ün ve Filistin topraklarının İslâm açısından taşıdığı değer ve kudsiyet dolayısıyla Medine'de kurulan İslâm devletinin kuzeye doğru sınırlarının genişlemesiyle birlikte Müslümanlar Filistin topraklarına yöneldiler. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Filistin üzerine M. 633'te iki küçük birlik gönderdi. Bu birlikler önemli başarılar gösterdiler. Daha sonra 634'te İslâm ordusunun Remle yakınlarında Bizans ordusuna karşı kazandığı zaferle Kudüs dışındaki bütün Filistin toprakları fethedildi. Kudüs'ün fethi ise 638'de ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) döneminde gerçekleşti. Bu fetihten sonra Kudüs ve çevresi 1097'ye kadar sürekli Müslümanların hâkimiyetinde kaldı. 1097'de haçlı ordularının kırk gün süren şiddetli kuşatmaları sonunda bu kutsal belde hıristiyanların eline geçti. Haçlılar Kudüs'ü işgal ettikten sonra bir hafta süreyle şehirde katliam gerçekleştirdiler. Bu katliamda Müslümanlardan yetmiş bin kişi öldürüldü. Haçlı işgali yaklaşık doksan yıl sürdü. Bu işgale 1186 yılında Salahuddin Eyyubi son verdi. Haçlıların Kudüs üzerindeki ikinci hâkimiyetleri, bir ara Mısır hükümdarlığı yapan İsa el-Kâmil'in 1243'te Kudüs'ü, kendisine ve kardeşine yardımcı olan Bizans imparatoruna hediye etmesiyle gerçekleşti. Ancak bu hediye olayının üzerinden birkaç ay geçmeden Müslümanlar, Necmeddin el-Eyyubi'nin komutasında Kudüs'ü geri almayı başardılar. Yavuz Sultan Selim'in 1516'da gerçekleştirdiği Mısır seferi sonrasında Kudüs ve Filistin Osmanlı devletine bağlandı. 1918 İngiliz işgaline kadar da Osmanlı yönetiminde kaldı. İngilizlerin 1918'de Filistin topraklarını işgal etmeleri zamanın Mekke şerifi ve bugünkü Ürdün krallığının kurucusu Şerif Hüseyin'in yardımıyla oldu. İngiliz dışişleri bakanı Artur Belfur tarafından 1917'de Filistin toprakları üzerinde bir yahudi devleti kurdurulacağı yolunda bir deklarasyon yayınlandı. Çok geçmeden İngilizler Filistin topraklarını işgal ettiler. İngiliz işgali 24 Temmuz 1922 tarihinde bugünkü Birleşmiş Milletler konumunda olan Milletler Cemiyeti tarafından onaylandı ve Filistin toprakları resmen İngilizlerin vesayetine verildi. İngiliz işgalinden sonra yahudilerin Filistin topraklarına göçü de hızlandı. İşgal yönetimi yahudilerin bu topraklara yerleşebilmeleri için her türlü imkânı hazırlıyordu. Bunun yanı sıra işgalle birlikte katliamlar, sürgünler ve haksızlıklar da başladı. İngiliz işgalciler bir yandan Müslümanları öldürerek mülklerini ellerinden alırken diğer yandan yahudilerin bu topraklardan mülk edinmelerini ve yerleşmelerini kolaylaştırıyorlardı. Filistinli Müslümanlar işgal yönetimine ve yahudi göçüne karşı mücadele ettiler. Bu doğrultuda zaman zaman ayaklanmalar gerçekleştirildi. Filistinliler mücadelelerini organize için örgütler de kurdular. Yahudi göçüne karşı gerçekleştirilen en geniş çaplı hareket 15 Nisan 1936'da Kudüs müftüsü Emin el-Huseyni'nin öncülüğünde başlatılan genel grevdir. Altı ay süren grevden sonra yahudi göçünü durdurma sözü veren İngilizler daha sonra sözlerinden döndüler. Grevde öncülük edenleri de ya öldürdü, ya sürgün etti, ya da hapse attılar. İngilizler yerlerine yahudileri bırakarak 1947'de Filistin'den çekilmeye başladılar. Bunun hemen arkasından yahudiler kendi devletlerini kurabilmek için bir iç çatışma başlattılar. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1947'de Filistin topraklarının Araplarla yahudiler arasında paylaştırılmasına dair bir karar aldı. 181 sayılı bu karar Filistin topraklarının % 55'ini ve verimli kısımlarını yahudilere, genellikle verimsiz ve çölden ibaret % 45'ini de Araplara veriyordu. Yahudilerin çıkardıkları tedhiş olayları ve iç savaş sebebiyle İngilizler 1948'de Filistin topraklarından tamamen çekildiler. Bunun ardından yahudiler BM'in kendilerine verdiği toprakların üçte biri oranında daha toprak işgal ederek 14 Mayıs 1948'de İsrail devletinin kuruluş deklarasyonunu yayınladılar. İsrail'in kuruluşu ve bu kuruluşun 181 sayılı BM Genel Kurulu kararına dayandırılmasıyla 960 bin Filistinli Arap evsiz, mülteci durumuna sokuldu. Filistinlilere yapılan zulüm ve işkencelerin yanı sıra İsrail'in henüz elli yılı doldurmamış olan ömründe altı büyük savaş vardır. Bunların birincisi 1948'de İsrail'in kuruluşuyla birlikte patlak veren savaş, ikincisi 1956'da bu ülkenin Fransa ve İngiltere'nin desteğiyle Mısır'a karşı açtığı savaş, üçüncüsü 1967'de ABD desteğinde Mısır, Suriye ve Ürdün'e karşı gerçekleştirilen savaş, dördüncüsü 1968'de Ürdün'e saldırı, beşincisi 1973'te İsrail tarafından başlatılan Arap - İsrail savaşı altıncısı da 1982 Lübnan işgalidir. Bu ülkenin tek taraflı olarak komşularına karşı saldırılar da eklenince İsrail'in savaşsız bir gününün geçmediği söylenebilir. Filistin halkı da sürekli bir bağımsızlık mücadelesi verdi. Zaman zaman çeşitli kanlı çatışmalar oldu. Ancak en geniş çaplı mücadele 8 Aralık 1987'de Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin öncülüğünde başlatılan intifadadır. İntifada, 7 Aralık 1987'de Filistinli işçileri taşıyan arabaya bir yahudinin kamyonetiyle çarparak dört Filistinlinin ölümüne dokuz Filistinlinin de yaralanmasına sebep olması üzerine başladı. İsrail'in intifadayı durdurmak için başvurduğu uygulamaların hiçbiri sonuç vermedi. Bunun üzerine gerçekte Filistin halkını temsil etmeyen bazı kişileri karşısına alarak onlarla barış görüşmeleri yapmaya başladı. Filistin meselesinin barış yoluyla bir çözüme kavuşturulması için görüşmelere 1991 Ekim'inde İspanya'nın başkenti Madrid'de başlandı. 1992'de de devam edildi. Ancak bütün yıl boyunca aralıklı olarak değişik yerlerde gerçekleştirilen barış görüşmelerinden herhangi bir sonuç alınamadı. Filistin İslâmi Direniş Hareketi, bu görüşmelere ve siyonistlerle pazarlığa oturmaya başından itibaren karşı çıktı. Sonuçta 13 Eylül 1993 tarihinde Gazze ve Eriha'ya özerklik verilmesine dair bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre Filistin topraklarının % 5'inden daha az bir kısmında siyonist İsrail yönetimi kontrolünde ve yerel hizmetleri yürütme ve iç güvenliği sağlama dışında hiç bir yetkiye sahip olmayan bir özerk yönetim kurulacak buna karşılık siyonistlerin kalan Filistin toprakları üzerindeki hâkimiyeti resmen tanınmış olacaktı. Anlaşma İsrail kuvvetlerinin 15 Ocak 1994'ten itibaren Filistin topraklarından çekilmesini gerektiriyordu. Ancak İsrail daha sonra bazı pürüzler ortaya çıkararak çekilmeyi geciktirdi. Sonra pürüzler İsrail'in lehine giderildi ve çekilme işlemi ancak Mayıs 1994'ten itibaren başladı.

İslami Hareket: Filistin'deki İslâmi örgütlerin başında kısa adı HAMAS olan Filistin İslâmi Direniş Hareketi gelmektedir. Bu hareket Müslüman Kardeşler'in bir kolu sayılır. Hareketin çekirdeğini de 1948'de Müslüman Kardeşler'in kamplarında eğitilen Filistinli gençler oluşturmuşlardır. Ancak adını en çok 1987'de başlayan intifadadan sonra duyurmaya başladı. İntifadanın başından beri öncülüğünü etmiştir. Hareketin en güçlü olduğu bölge Gazze'dir. Ancak Filistin'in diğer bölgelerinde de öteki gruplardan daha güçlüdür. Özellikle üniversite öğrencileri arasında etkilidir. Örgütün İzzettin Kassam Birlikleri adını taşıyan bir askeri kolu vardır. HAMAS, kurduğu özel okullar, yardım kuruluşları, sağlık klinikleri, zekât komiteleri vasıtasıyla da Filistin halkına hizmet etmektedir. Bu hizmetleriyle Filistin halkının geniş çaplı desteğini kazanmıştır. HAMAS'tan sonra İslâmi Cihad Örgütü gelir. Bu örgüt kuruluşunu 1986'da gerçekleştirdi ve bazı küçük İslâmi grupları bünyesinde topladı. Halk arasında geniş bir taraftar kitlesine sahip değildir. Aksa Şehitleri Birlikleri adında bir askeri kolu vardır. Filistin'de bunların yanı sıra bazı tasavvufi cemaatler de mevcuttur. Ancak bu cemaatler gençler arasında pek etkili değildir.

Ayrıca bkz. Filistin'deki İslami Hareketin Gelişme Süreci ve Bugün Geldiği Nokta

Tanınmış İslâmi Hareket Önderleri:

İzzettin Kassam: 1880'de Suriye'nin Cebele şehrinde doğan ve 1896 - 1906 arasında Mısır'da el-Ezher Üniversitesi'nde tahsil gören İzzettin el-Kassam 1921'de Filistin'in Hayfa şehrine yerleşerek hem ders vermeye hem de Filistin halkını İslâmi yönden şuurlandırmak için vaaz ve irşada başladı. Yahudi tehlikesine karşı halkı uyanık olmaya çağıran ve vaazlarında cihad konusuna ağırlık veren İzzettin el-Kassam sonraki yıllarda fiili olarak cihad için hazırlıklara ve gençleri bu amaçla eğitmeye başladı. 1931'de de onun öncülüğünde cihad hareketi başlatıldı. Filistin'in bağımsızlığı yolunda başarılı bir mücadele veren İzzettin el-Kassam 1935'te cihad eğitimi için dağa çıktığı bir sırada beş yüz kişilik bir İngiliz birliği tarafından kuşatılarak şehid edildi.

Ahmed Yasin: 1937'de Filistin'in Askalan şehrinde doğdu. 1948'de yahudilerin Filistin'in büyük bir bölümünü işgal etmeleri üzerine ailesiyle birlikte Gazze'ye göç etti. 1952 yazında yüzme esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden bütün vücudu felç oldu. Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı. Gazze'de İslâm Merkezi'ni kurmasından sonra iyice tanındı. 1984'te tutuklandı. Yürütülen soruşturma sonunda İsrail'i yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmak için çalıştığı gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkum edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle yahudiler arasında gerçekleştirilen bir esir değişiminde serbest bırakıldı. HAMAS'ın manevi lideri ve intifadanın devamında bir motor görevi gördü. 18.5.1989'da tekrar tutuklandı.

Ekonomi: Yahudilerde kişi başına düşen milli gelir 11.330 dolardır. Bu miktar Filistinlilerde 1200 dolar civarındadır. 1948'de işgal edilmiş olan topraklarda yaşayanların % 21'i sanayi sektöründe, % 3.3'ü tarım alanında, Batı Yaka'da yaşayanlarınsa % 13'ü sanayi sektöründe, % 20'si tarım alanında çalışmaktadır. 1948'de işgal edilmiş olan toprakların % 28'i, Batı Yaka topraklarının % 32'si tarıma elverişlidir. Yahudilerde ortalama 5 kişiye, çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu bölgelerde ise 16 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.

Sağlık: Nüfusun beşte dördünü yahudilerin oluşturduğu 1948'de işgal edilmiş topraklarda ortalama 350 kişiye, çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu Batı Yaka'da ise 1500 kişiye bir doktor düşmektedir.

Eğitim: Batı Yaka'da 420 civarında ilkokul, 4 yükseköğretim kurumu vardır.

Gazze ve Eriha

FKÖ ile İsrail arasında yapılan anlaşma sonucu kurdurulan özerk yönetimin hükmüne verilen bölgelerden Eriha, Batı Yaka'da yer alan 10.000 nüfuslu küçük bir kasabadır. Filistin'in batı kesiminde Akdeniz kıyısında bulunan ve Eriha'yla doğrudan bağlantısı olmayan Gazze bölgesi hakkında da aşağıdaki bilgileri vermeyi uygun görüyoruz:

Yüzölçümü: 363 km2 (Tüm Filistin'in % 1.28'i).

Nüfusu: 900.000 (1993 tahmini). Bu nüfusun % 75'ini Filistin'in değişik yörelerinden buraya sığınmış olan mülteciler oluşturmaktadır. Ortalama ömür 66 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 41'dir. Nüfusun % 51'ini 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.

Km2 başına düşen insan sayısı: 2479.3

Nüfus artış hızı: % 4.3

Etnik yapı: Bu bölgede yaşayanların % 99.5'i Filistinli, % 0.5'i yahudidir.

Din: Bu bölgedeki nüfusun % 98.8'i Müslüman, % 0.7'si hıristiyan, % 0.5'i yahudidir.

Coğrafi durumu: Filistin'in batı kesimine düşer. Doğudan 1948'de işgal edilmiş olan Filistin toprakları, batıdan Akdeniz, güneybatıdan Mısır'la çevrilidir. Bölgeye Akdeniz iklimi hâkimdir. Topraklarının % 53'ü tarıma elverişlidir.

Ekonomi: Bölge ekonomisi daha çok tarım, sanayi ve balıkçılığa dayanır. Yetiştirilen tarım ürünlerinin başında çeşitli sebze ve meyveler gelir. Tarım ürünlerinden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 22'dir ve çalışan nüfusun % 19.5'i bu alanda iş görmektedir. 1992'de 1000 ton tahıl (bölgede yaşayan halkın ihtiyacının 250'de biri), 22 bin ton yer bitkileri, 120 bin ton meyve, 10 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl bölgede 4 bin baş sığır, 24 bin baş koyun bulunuyordu. 1991'de 500 ton balık avlanmıştır. Önceleri daha çok balık avlanıyor ve birçok aile geçimini balıkçılıkla sağlıyordu. Ancak İsrail yönetimi intifada sonrasında Gazzelilerin çoğuna balık avlama yasağı koydu. Gazze'de yaşayanların % 99'u fakirlik sınırının altında bir gelire sahiptir. Özellikle intifada sonrasında İsrail tarafından uygulanan ekonomik boykot bölge halkını iyice fakirleştirmiştir. Bu bölgede 30 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.

Kişi başına düşen milli gelir: 590 dolar.

Sanayi: Bölgedeki sanayi kuruluşları küçük ve orta sanayi kuruluşlarıdır. Bunlar da genellikle gıda maddeleri ve meşrubat üretimi, tekstil, konfeksiyon, mobilya, inşaat malzemeleri üretimi ve madeni ve toprak eşya üretimiyle ilgilidir. İmalat sanayisinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 13'tür. Çalışan nüfusun yaklaşık % 10'u sanayi sektöründe iş görmektedir.

Eğitim: Bölgedeki tüm ilk, orta ve mesleki okulların sayısı 320 kadardır. Ayrıca camilerde ve hayır kurumları tarafından açılan özel eğitim kurumlarında din eğitimi verilmektedir. Bölge halkına hizmet veren tek üniversite Gazze İslâm Üniversitesi'dir. Bu üniversite intifadanın başlatılmasından sonra İsrail tarafından kapatıldı ve uzun süre kapalı tutuldu. Bölgede yaşayanlardan 25 yaş üzerindekilerin % 10'u yüksek öğrenim görmüştür. Okuma yazma bilenlerin oranı % 90'dan fazladır.

Sağlık: Ortalama 2000 kişiye bir doktor düşmektedir.

FİLİSTİN BARIŞ SÜRECİ

  • Mar. 14th, 2008 at 10:13 PM
 BİRİNCİ İNTİFADA

» Barış Süreci Barış sürecini ele alırken tarafların bu sürece girişlerine sebep olan faktörleri incelememiz gerekmektedir. Filistin tarafını bu sürece motive eden sebepler şöyle sıralanabilir: Arap yönetimleri Soğuk Savaş sonrasında Sovyet desteğini kaybetmişlerdi. Üstelik, bu ülkelerin çoğu İsrail’i bölgenin kalıcı bir gerçeği olarak görmeye başlamışlardı.

» Madrid Konferansı Ekim 1991’de uluslararası toplumun ve özellikle de ABD’nin baskısıyla Madrid Konferansı başladı. ABD’nin böyle bir konferans için İsrail’e baskı yapmasının sebebi kamuoyundaki şu soruydu: „Irak’ın Kuveyt’i işgali karşısında ABD ve uluslararası kamuoyu hemen tepki verirken aynı şey niçin Filistin’i yıllardır işgal altında tutan İsrail için geçerli olmuyordu?

» Wye River

» Camp David Daha önceki anlaşmalarda barış sürecinin finali olarak kararlaştırılan 13 Eylül 2000 tarihinden önce, 2000 yılının Temmuz ayında taraflar ABD’nin baskısıyla Camp David’de biraraya geldiler. Camp David görüşmelerinde bir ara epeyce yol kat edildiği izlenimi ortaya çıktıysa da sorunlar çözülemedi ve bir anlaşmaya varılamadı.

» II. AKSA İNTİFADASI Camp David görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Ariel Şaron’un provakatif ziyareti ile başlayan Aksa İntifadası sürecinde barış neredeyse tamamen gündemden düştü.

» Suudi Barış Planı Suudi Arabistan tarafından ortaya konan „Ortadoğu Barış Planı“ aslında içerik itibariyle Arap dünyasının çok da yabancı olmadığı bir barış taslağı olarak gözükmektedir. Ancak dünya kamuoyunda Ortadoğu Barış Planı’nın bu kadar geniş yankı uyandırmasının nedeni, metnin içeriğinden değil, planı ortaya koyanın Suudi Arabistan olmasından kaynaklanmıştır.

» Ortadoğu Yol Haritası Yol Haritası; Ortadoğu Dörtlüsü (Quartet = ABD, Rusya, AB ve BM) tarafından hazırlanan ve 2005 yılına kadar Ortadoğu’daki çatışmaya iki devlet prensibi çerçevesinde son vermeyi amaçlayan, performans temelli bir plandır. ABD Başkanı George W. Bush’un 24 Haziran 2002’de yaptığı ve Filistin-İsrail çatışmasının „iki devlet“ prensibi çerçevesinde çözülmesi gerektiğini vurguladığı konuşması, Yol Haritası’nın temelini teşkil etmiştir.

» Alternatif Girişimler Ortadoğu’da barış çabalarına ilişkin olarak Yol Haritası’nın dışında, iki farklı girişim daha gündeme gelmiştir: İlki, Ayalon-Nusseibh inisiyatifi ya da „Hedef Haritası“ (Destination Map) olarak bilinen ve İsrail iç güvenlik servisi eski başkanı Ami Ayalon ile Filistinli profesör ve Kudüs eski Bakanı Sari Nusseibh’in 1967’de işgal edilen toprakların Filistin devletine iadesini istedikleri tek sayfalık dilekçeli girişimdir ki; bunun altına onbinlerce Filistinli ve yüzbini aşkın İsrailli imza atmıştır.

» Yol Haritası Sonrası Filistin’in seçilmiş başkanı Arafat’ı saf dışı bırakmayı arzu eden ABD ve İsrail ikilisinin baskıları sonucu Arafat, Mahmud Abbas’ı 19 Mart 2003’te ihdas edilen başbakanlığa getirmiştir. Abbas’ın 13 Nisan’da hazırladığı kabine listesini Arafat’a sunmasının ardından ilk anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır.

FİLİSTİNDE İNSAN HAKLARI

  • Mar. 14th, 2008 at 10:10 PM
 Katliamlar

» Filistinli Mülteciler Filistin İstatistik Bürosu tarafından yapılan açıklamada 2003 yılı sonu itibariyle dünyadaki Filistinli sayısının 9,7 milyon olduğu belirtilmektedir. Bu rakamdan sadece 3,7 milyonu Filistin topraklarında, bir milyona yakını ise İsrail sınırları içinde yaşarken, geriye kalan 5 milyonu aşkın Filistinli ise başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine dağılmış vaziyette vatanlarına serbestçe dönecekleri günü bekliyor.

» Batı Şeria’da Mülteciler BM’de kayıtlı yaklaşık 579.987 mülteci nüfusunun dörtte biri, Batı Şeria’da bulunan toplam 20 kampta yaşamaktadır. Bu kampların %70’i Batı Şeria’nın kasaba ve köylerinde bulunmaktadır. Batı Şeria, UNRWA’nın görev yaptığı yerler içinde en çok kampın bulunduğu bölgedir. Bununla birlikte Batı Şeria’nın en büyük kampının nüfusu Gazze’nin en küçük kampının nüfusuna eşittir.

» Filistini mültecilerin dönüş hakkı Filistinlilerin yerlerinden edilmelerinin üzerinden yarım yüzyıldan daha uzun bir zaman geçmiştir. Bu olay, bugüne kadar Ortadoğu’nun en önemli sorununun başlangıcını teşkil etmektedir. Filistin-İsrail çatışmasının baş sorumlusu İsrail olmasına rağmen İsrail, kendi bakış açısını sunmada her zaman Araplardan daha güçlü ve daha yetenekli olmuştur.

» Filistinlilerin Irak’a Yerleştirilme Projesi Ortadoğu Barış Süreci’nin belki de en önemli bölümü olarak nitelendirilebileceğimiz nihai statü görüşmelerinde tarafları en fazla zorlayacak sorunlardan biri mülteciler sorunu olacaktır. Geri dönüş için tüm yolları tıkamaya çalışan İsrail, Filistinli mültecileri diğer Arap ülkelerinde bırakacağı gibi, Filistin’dekileri de başka ülkelere göndermenin hesaplarını yapmaktadır. Bu yönüyle Irak’ın işgali kendisine önemli bir açılım yapma imkanı sağlayacaktır.

» Gazze'de Mülteciler Sekiz mülteci kampının bulunduğu Gazze şeridinde, 423.881’i kamplarda olmak üzere toplam 772.863 mülteci yaşamaktadır. BM’nin 1947 paylaşım planında, 1940’lı yılların ortalarına kadar tek bir Yahudi’nin bile yaşamadığı Gazze Bölgesi ileride bir Arap devleti kurulmak üzere İngiliz manda bölgesi olarak gösterildi.

» Geri Dönüş hakkı ve İsrailin çıkardığı engeller Filistinli mülteciler sorunu Filistin sorununun insani boyutunu oluşturmaktadır. Sorunun çözümü için devreye giren uluslararası insani hukuk karşısında İsrail’in aldığı tutum İsrail’in hukuk ve adalete kesinlikle değer vermediğini göstermektedir.

» Lübnandaki Filistinli Mülteciler Arap-İsrail savaşlarının, Lübnan’ın İsrail tarafından işgalinin ve Lübnan İç Savaşı’nın kurbanları olan Filistinli mülteciler yarım yüzyılı aşkın bir zamandır Lübnan’daki mülteci kamplarında yaşamaktadırlar. 1948’de yerlerinden edilenler Lübnan’ın İsrail sınırına yakın bölgelerinde yaşamaktadırlar.

» Mülteci Kampları

» Uluslararası Hukukta Filistinli Mülteciler Sorunu Edward Said’in belirttiği gibi, Filistin’in İsrail tarafından işgali „yüzyılın en uzun işgali“dir. 20. yüzyılın yalnızca en uzun değil, aynı zamanda sonuçları itibariyle de en yıkıcı işgalidir. ABD Mülteciler Komitesi’ne göre, dünyadaki her dört mülteciden biri Filistinlidir.

» Ürdündeki Filistinliler Ürdün’ün öteden beri siyasi anlamda hassas bir konu olarak gördüğü Filistinlilerin toplam nüfus içinde oluşturdukları oran, uzun süredir tartışılan bir konudur. Resmi rakamlar Ürdün’de yaşayan Filistinli nüfusun %30’un üzerinde olmadığını söylemekle birlikte, konunun uzmanlarının verdiği rakamlar %50 ile 60 arasında değişmektedir.

» Filistin Diasporasi

» Amerika

» Avrupa

» İntifada Sonrası 28 Eylül 2000 tarihinde ana muhalefet partisi başkanı Ariel Şaron’un (şimdiki İsrail Başbakanı) Mescid-i Aksa’ya yaptığı provokatif ziyaretin ardından bir hafta sonra Cuma günü Başbakan Ehud Barak’ın polis ve asker gücünü yığmasıyla başlayan ikinci büyük Filistinli direnişi diğer adıyla II. İntifada 2004’e gelindiğinde zirve noktasına ulaşıyordu.

» Hedef Siviller Aksa İntifadası’nın başladığı Eylül 2000’den 29 Eylül 2003 tarihine kadar 2.229 Filistinli, İsrail askerlerinin ve yerleşimcilerin saldırıları sonucunda hayatını kaybetmiştir.

» Masum Kurbanlar Öldürülen Filistinlilerin bir çoğunun çocuklardan oluşması ihlallerin önemli bir yönüne işaret etmektedir. Aksa İntifadası ile birlikte İsrail güçleri tarafından öldürülen Filistinli çocukların sayılarında önemli bir artış gözlenmiştir.

» Suikast Politikası Bölgede şiddetin durdurulmasını ve 2005 yılında bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngören „Yol Haritası“nın 4 Haziran 2003’te Ürdün’de yapılan zirvede taraflarca kabul edilmesinin ardından, İsrail’in başta Hamas liderleri olmak üzere Filistinlilere yönelik suikast girişimleri arttı.

» Tutuklular İsrail’in kurulduğu yıldan itibaren en sık işlediği insan hakları ihlallerinden biri, Filistinlilere karşı sistematik olarak işkence uygulamasıdır. İsrail zindanlarındaki Filistinli tutukluların tam bir insanlık dramı yaşadıkları, bu insanların işgal yönetiminin görevlileri tarafından her türlü insanlık dışı muameleye ve işkencenin her şekline maruz bırakıldıkları çeşitli insan hakları örgütlerinin raporları ile doğrulanmıştır.

» Israil’in Guantanamo’su

» Dolaşım Özgürlüğü İsrail, II. İntifada’nın başlangıcından itibaren işgali altında tuttuğu topraklarda Filistinlilerin dolaşım özgürlüğüne çok ciddi sınırlamalar getirmiştir. Sadece Eylül 2000 ve Şubat 2001 tarihleri arasında, sınır içi dolaşım sınırlamaları ve engellemeleri Batı Şeria’nın tamamında ve Gazze’nin ise %89’unda uygulanmıştır.

» Utanç Duvarı Güvenlik duvarı ilk kez İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un 21 Şubat 2002 tarihinde Filistin ile İsrail arasında güvenliği sağlamak için „tampon bölge“ oluşturma yönünde alınan kabine kararını kamuoyuna açıklamasıyla gündeme gelmiştir. Ardından Şaron 3 Haziran’da temel olarak Yeşil Hattı takip edeceği öne sürülen 700 kilometrelik duvarın 110 km’lik kısmının inşasını onaylamıştır.

» Yerleşimciler Ortadoğu Barış Süreci’nin başladığı günden itibaren, iki taraf arasındaki çözülmesi en zor problemlerden biri, Yahudi yerleşim birimleri meselesi olmuştur. İsrail hükümeti mülteciler ve Kudüs meselelerinde gösterdiği uzlaşmaz tutumu yerleşim birimleri konusunda da sürdürmüştür.

» Mitchell Komisyonu II. İntifadanın hemen ardından 17 Ekim 2000 tarihinde BMGK’nın kabul ettiği 1322 sayılı kararla, Eylül’de başlayan çatışmaların engellenmesi ve meydana gelen trajik olayların çabuk ve objektif bir şekilde araştırılması amacıyla bir mekanizmanın kurulması öngörülmüştür.

» 11 Eylül Sonrası 11 Eylül saldırılarının ardından oluşan „anti-terörizm“ atmosferinde potansiyel terörist olarak algılanan Arap ve Müslümanlar aleyhinde yapılan propaganda başarıya ulaşmış gibi gözükmektedir. Taliban, Bin Ladin, El Kaide, Vahhabi gibi terimlerin ve isimlerin bugün insanların zihinlerine olumsuz birer imge olarak kazınmış olması bu başarının en büyük göstergesidir.

» Şeyh Ahmet Yasin İsrail’in insan hakları ihlalleri, yargısız infazlar ve uluslararası sözleşmeleri ihlal konusunda umursamaz tutumuna en çarpıcı örneklerden biri kuşkusuz Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmet Yasin’e yönelik füze saldırısıdır. 22 Mart 2004 tarihinde gerçekleştirilen suikastla, 68 yaşındaki Yasin, tekerlekli sandalyesi ile sabah namazından döndüğü bir sırada, yanındaki dokuz kişi ile birlikte hayatını kaybetti.

KRONOLOJİ

  • Mar. 14th, 2008 at 10:05 PM
 1897: I. Siyonist Kongre İsviçre’nin Basel kentinde toplandı.
1916: İngiltere ve Fransa arasında Arap topraklarını paylaşmayı öngören Sykes Picot Anlaşması imzalandı.
2 Kasım 1917: İngiltere, Yahudi halkına Filistin topraklarında devlet kurma yolunu açan Balfour Deklarasyonu’nu yayınladı.
29 Eylül 1923: Filistin’de İngiliz mandası resmen yürürlüğe girdi.
22 Temmuz 1946: İsrail terör örgütü Irgun’un Kral Davud Oteli’ne düzenlediği saldırıda, 96 kişi hayatını kaybetti.
29 Kasım 1947: BM, Filistin’i bölme planını kabul etti.
9 Nisan 1948: Irgun terör örgütüne bağlı militanlar tarafından Deir Yasin Köyü’nde gerçekleştirilen katliamda 254 Filistinli hayatını kaybetti.
14 Mayıs 1948:
İsrail devleti kuruldu.
15 Mayıs 1948: İsrail devletinin kurulmasını kabul etmeyen Arap devletleri, İsrail’e saldırdı. Bu ilk Arap-İsrail savaşıydı.
29 Ekim 1948: İsrail ordusunun Safsaf Köyü’ne düzenlediği saldırı sırasında köylülerin üzerine rastgele açılan ateş, 70 kişinin ölümüne neden oldu.
11 Mayıs 1949: İsrail BM’ye kabul edildi.
23 Aralık 1950: İsrail Kudüs’ü başkent ilan etti.
2 Kasım 1956: Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi üzerine, İsrail, Fransa ve İngiltere, Mısır’a saldırdı.
12 Ekim 1958: Şaron önderliğinde, Batı Şeria’da bulunan Kibya Köyü’ne düzenlenen saldırıda 67 kişi hayatını kaybetti, 75 kişi de yaralandı.
7 Ekim 1959:
El-Fetih’in kuruluş kongresi Kuveyt’te yapıldı.
29 Mayıs 1964: Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu.
5 Haziran 1967: İsrail; Mısır, Suriye ve Ürdün’e saldırdı ve 6 günde, Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü işgal etti.
22-25 Eylül 1969: 21 Ağustos 1960’da Mescid-i Aksa’nın yakılmak istenmesi Yahudilerce yakılmak istenmesi, İslam dünyasında tepkilere yol açtı ve bunun üzerine İslam Konferansı Örgütü Rabat’ta ilk kez bir araya geldi.
7 Haziran 1970: Ürdün Kralı Hüseyin İsrail ve ABD’den aldığı destekle Filistin mülteci kamplarını yoğun top ateşine tuttu. Kral Hüseyin’e bağlı „Bedevi Milisleri“ tarafından gerçekleştirilen bu katliam „Kara Eylül“ olarak nitelendirildi. Bu katliam sırasında onbinlerce Filistinli hayatını kaybetti. Bir yıl sonra FKÖ Ürdün’den sürüldü ve Lübnan’a yerleşti.
2 Nisan 1973: İsrail askerlerinin Beyrut’a düzenledikleri operasyonda 3 FKÖ lideri öldürüldü.
8 Ağustos 1973: Filistin Ulusal Cephesi işgal altındaki topraklarda kuruldu.
6 Ekim 1973: Mısır, Suriye ve Ürdün’ün, Sina Yarımadası’nda ve Golan Tepeleri’nde bulunan İsrail kuvvetlerine saldırmasıyla Yom Kippur Savaşı başladı.
13 Kasım 1974: , Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını tanıdı. FKÖ, BM’de gözlemci statüsü elde etti.
13 Nisan 1975:
Hıristiyan Falanjistlerin içinde Filistinlilerin bulunduğu bir otobüsü makineli tüfeklerle taramaları üzerine Lübnan'da iç savaş başladı.
6 Eylül 1976: FKÖ Arap Birliği’ne tam üye oldu.
17 Mayıs 1977: İsrail genel seçimlerinde ilk kez Menaham Begin’in liderliğindeki sağcı Likud Partisi iktidara geldi.
14 Mart 1978: İsrail Güney Lübnan’ı işgal etti.
17 Eylül 1978: Mısır, İsrail ve ABD arasında Camp David Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma Arap Birliği Zirvesi'nde kınandı.
1980: İsrail parlamentosunda alınan bir kararla Kudüs, İsrail’in değişmez ve bölünmesi başkenti olarak ilan edildi.17 Temmuz 1981: İsrail, Beyrut'u bombaladı. 14 Aralık 1981: İsrail, Golan Tepeleri’ni ilhak etti.
6 Haziran 1982: İsrail Lübnan'ı işgal etmeye başladı. Eylül'de FKÖ Beyrut'tan çekilmeye başladı.
9 Eylül 1982: Arap Birliği Zirvesi’nde bölge ülkelerinin barış içinde yaşaması için, FKÖ’nün Filistin halkının tek meşru temsilcisi olması gerektiği kabul edildi.
15-16 Eylül 1982: İsrail, Filistin mülteci kampları olan Sabra ve Şatilla’ya kanlı bir saldırı düzenledi. 991 Filistinli hayatını kaybetti.
1 Ekim 1985: İsrail Tunus’taki FKÖ karargahına hava saldırısı düzenledi. Saldırıda 70 kişi hayatını kaybetti.
8 Aralık 1987: Gazze’de bir Yahudi kamyonetinin Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarparak dört Filistinlinin ölümüne dokuzunun yaralanmasına neden olmasının ardından, Filistinliler intifada hareketini başlattılar.
16 Nisan 1988: FKÖ’nün ikinci komutanı Ebu Cihad İsrail askerlerince öldürüldü.
12 Kasım 1988: Cezayir’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi, Filistin Devleti’ni ilan etti.20 Haziran 1990: Ocak ayında başlayan Sovyet Yahudilerinin yoğun bir şekilde İsrail'e göçü Filistinliler ile İsrailliler arasında büyük sorun oldu. Bunun üzerine Filistinli bir komando grubu İsrail'e girmeye kalkıştı. ABD Başkanı Bush bu olaydan dolayı ABD-Filistin görüşmelerini askıya aldı. 8 Ekim 1990: Kudüs’te Mescid-i Aksa’da katliam gerçekleştirildi. 30 Filistinli hayatını kaybederken 800 kişi de yaralandı.
15 Ocak 1991: FKÖ’nün ikinci komutanı Salah Halef, danışmanı Ebu Muhammed ve FKÖ güvenlik şefi Ebu el-Hol bir suikast sonucu öldürüldüler.
30 Ekim 1991: ABD Başkanı Bush ile SSCB lideri Gorbaçov’un Madrid Konferansı’nı başlatmalarından sonra, İsrail ile Arap komşuları arasında ilk görüşmeler başladı. Filistin, Birleşik Ürdün-Filistin delegasyonunun parçası olarak görüşmelere katıldı.
13 Eylül 1993: İsrail Devlet Başkanı İzak Rabin ve FKÖ lideri Yaser Arafat arasında Washington’da, beş yıl sonra Filistin’de özerk bir devletin kurulmasını öngören, Filistin Özerklik İlkeleri Deklarasyonu (Oslo Anlaşması) imzalandı.
25 Şubat 1994: Batı Şeria’nın El Halil kentinde bulunan Hz. İbrahim Camii’ne sabah namazı esnasında bir Yahudi tarafından gerçekleştirilen saldırıda, aralarında çocukların da bulunduğu 50’nin üzerinde kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 300 kişi de yaralandı.
4 Mayıs 1994:
İzak Rabin ve Yaser Arafat arasında İsrail-Filistin İlkeleri Deklarasyonu’nu tamamlayıcı düzenlemeler içeren Kahire Anlaşması imzalandı.
26 Ekim 1994:
İsrail ve Ürdün arasında barış anlaşması imzalandı.
28 Eylül 1995: II. Oslo Anlaşması Washington’da imzalandı.
4 Kasım 1995: Oslo Anlaşması’nın altına imza atan İsrail Başbakanı İzak Rabin, aşırı sağcı Yigal Amir tarafından öldürüldü.
20 Ocak 1996: FKÖ lideri Yaser Arafat, Filistin Özerk Yönetimi’nin başkanı seçildi. 18 Nisan 1996: İsrail Başbakanı Şimon Peres, Lübnan’a karşı „Gazap Üzümleri“ operasyonunu başlattı. Güney Lübnan’daki Kana BM mülteci kampında 109 sivil, İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybetti. 29 Mayıs 1996: İsrail seçimlerini Benjamin Netanyahu liderliğinde aşırı sağ partilerden oluşan koalisyon kazandı.
27 Eylül 1996: Kudüs belediye başkanının Kubbet’üs-Sahra’nın altına tüneller açtırması sonucu patlak veren olaylarda üç günde 76 kişi öldü.
15 Ocak 1997: II. Uygulama Anlaşması olan el-Halil Protokolü imzalandı.
1 Ekim 1997: Ürdün’ün baskısıyla İsrail, 16 Ekim 1991’de müebbet hapis cezasına çarptırılan Hamas’ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin’i serbest bırakmak zorunda kaldı.
14 Mayıs 1998: İsrail Devleti’nin kuruluşunun 50. yıldönümünde, Filistinlilerin protesto gösterileri sırasında çıkan çatışmalarda dokuz Filistinli hayatını kaybetti, 1.200 Filistinli yaralandı.
21 Haziran 1998: İsrail hükümeti Netanyahu’nun Büyük Kudüs planını onayladı.
7 Temmuz 1998: BM Genel Kurulu Filistin delegasyonuna gözlemci statüsü verdi.
23 Ekim 1998: İsrail ile Filistin arasında Wye River Memorandum’u imzalandı.
18 Aralık 1998: ve İngiliz birlikleri Irak’ı bombalarken İsrail hükümeti Wye River Memorandum’unu uygulamayı askıya aldığını bildirdi.
4 Mayıs 1999: Mayıs 1993 İlkeler Deklarasyonu’nda Filistin özerkliği için verilen sürenin sona ermesi üzerine, ABD Başkanı Clinton’ın Arafat’a nihai statü görüşmelerinin bir yıl içinde sonuçlanacağı garantisini vermesi dolayısıyla, Filistin Merkez Konseyi bağımsız Filistin Devleti’nin ilanını erteledi.
17 Mayıs 1999: İsrail’de yapılan seçimleri, Likud Partisi lideri Netanyahu’yu yenilgiye uğratan İşçi Partisi lideri Ehud Barak kazandı.
25 Temmuz 2000: . Camp David Zirvesi, ABD Başkanı Clinton’ın „anlaşmaya varamadılar“ şeklindeki açıklamasıyla sona erdi.
28 Eylül 2000: İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’ya yaptığı provakatif ziyaret Filistinlilerin tepkisine neden oldu. El-Aksa intifadası başladı. İsrail Başbakanı Ehud Barak, ilk kez Kudüs’te Filistin ve İsrail’e ait iki başkent olabileceğini ifade etti.
6 Şubat 2001: İsrail’de yapılan erken genel seçimlerde Likud Partisi genel başkanı Ariel Şaron ezici üstünlükle başbakan seçildi.
17 Ekim 2001: İsrail-Filistin barış anlaşmalarına karşı çıkan Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Rehavam Zeevi silahlı saldırı sonucu öldü. Saldırıyı FHKC üstlendi.
19 Kasım 2001: yılında gerçekleştirilen Sabra ve Şatilla Katliamı’ndan kurtulan Filistinlilerin suç duyurusu üzerine Belçika, katliamın sorumlusu olan İsrail Başbakanı Şaron’u ifade vermeye çağırdı.
23 Kasım 2001: İsrail ordusunun roketli saldırısında Hamas’ın askeri kanat liderlerinden Muhammed Ebu Hanud öldürüldü.
2 Aralık 2001: Kudüs’te ve Hayfa’da meydana gelen dört patlamada 26 kişi öldü, 220 kişi yaralandı. Saldırıyı Hamas üstlendi. İsrail hükümeti, Arafat’ı saldırıdan sorumlu tuttu.
3 Aralık 2001: Kudüs ve Hayfa’da gerçekleştirilen bombalı saldırılar ardından harekete geçen İsrail, Gazze’ye ve Batı Şeria’ya saldırdı. Batı Şeria’da bir çok eve füze isabet ederken, Gazze’deki hedef Arafat oldu.13 Aralık 2001: İsrail Güvenlik Kabinesi, Arafat’la tüm ilişkilerini kesme kararı aldı ve Arafat’ı saldırı dalgasının doğrudan sorumlusu olmakla suçladı. 27 Mart 2002: Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah’ın Filistin-İsrail sorununun çözümüne yönelik olarak hazırladığı „Ortadoğu Barış Planı“, Beyrut’ta gerçekleştirilen Arap Birliği Zirvesi’nde onaylandı.
29 Mart 2002: İsrail Başbakanı Ariel Şaron Batı Şeria’daki tüm Filistin kentlerine tanklarla girerek Koruyucu Duvar Operasyonu’nu başlattı. Arafat’ın Ramallah’taki karargahını kuşattı. İsrail askerleri karargahı tahrip ederek, elektrik, su ve telefon bağlantısını kestiler.
19 Nisan 2002: BM Güvenlik Konseyi toplantısında Cenin’de İsrail tarafından yapılan katliamları araştırmak üzere bir komisyonunun kurulmasına karar verildi. Söz konusu katliamda bini aşkın kişi hayatını kaybetti.
1 Mayıs 2002: BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın oluşturduğu Araştırma Komisyonu’nun üyeleri konusunda İsrail’in gösterdiği tepkiler nedeniyle Annan komisyonun dağıtıldığını açıkladı.
2 Mayıs 2002: Arafat’ın karargahında yanında bulundurduğu, Zeevi’nin ölümünden sorumlu tutulan altı kişinin Eriha’daki hapishaneye gönderilmesi karşılığında Arafat’ın Ramallah’taki karargahı çevresinde bulunan kuşatma kaldırıldı ve Arafat’ın karargahtan çıkmasına izin verildi.
30 Eylül 2002: Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan yasa ABD Kongresi’nden geçti.
5 Ekim 2002: ABD Kongresi’nin kararına karşılık Arafat, iki yıl önce Filistin Konseyi’nden geçen Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin başkenti olarak kabul eden yasayı imzaladı.
17 Kasım 2002: İsrail Dışişleri Bakanı Benjamin Netenyahu Oslo Anlaşmaları’nın tamamen iptal edildiğini bildirdi.
30 Kasım 2002: İsrail kuvvetleri BM Gıda Programı’nın Gazze’deki gıda deposunu yerle bir etti.
28 Ocak 2003: İsrail’de yapılan erken genel seçimlerde Ariel Şaron başkanlığındaki Likud Partisi milletvekili sayısını ikiye katlayarak (38) seçimin galibi oldu. İşçi Partisi ise altı sandalyeyi kaybederek 19 milletvekilli çıkardı.
19 Mart 2003: Arafat, Mahmud Abbas’ı başbakanlığa atadı.
30 Nisan 2003: ğu Yol Haritası ilan edildi.
25 Mayıs 2003: İsrail hükümeti Yol Haritası’nı 14 çekince ile 7’ye karşı 12 oyla onayladı.
3-5 Haziran 2003: ısır’ın Şarm el-Şeyh kasabası ve Ürdün’ün Akabe kentinde Yol Haritası’nın hayata geçirilmesine ilişkin ABD Başkanı Bush’un öncülüğünde iki zirve gerçekleştirildi.
9 Haziran 2003: Akabe Zirvesi’nin sonuçlarını reddeden Filistinli direniş örgütleri ilk kez ortak silahlı eylem gerçekleştirerek dört İsrail askerini öldürdüler.
10 Haziran 2003: Hamas liderlerinden Dr. Abdülaziz el-Rantisi’ye yönelik füzeli saldırıda 1’si bebek dört kişi öldü. El-Rantisi yara almadan kurtuldu.
11 Haziran 2003: Kudüs’ün merkezinde düzenlenen intihar saldırısında 17 kişi öldü, 65 kişi yaralandı.
29 Haziran 2003: Başta Hamas, İslami Cihad ve el-Aksa Şehitleri Tugayı olmak üzere direniş örgütleri üç aylık şartlı ateşkes ilan ettiler.
15 Temmuz 2003: İsrail Parlamentosu 8’e karşı 26 oyla Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’nin ne tarihi açıdan ne uluslararası hukuk ne de İsrail devletinin daha önce imzaladığı anlaşmalar açısından „işgal edilmemiş“ topraklar olduğu yönünde bir karar çıkardı.
31 Temmuz 2003: İsrail, Batı Şeria ve Kudüs çevresine inşa edilen „güvenlik duvarı“nın ilk etap inşasını tamamladı.
19 Ağustos 2003: Filistinli direniş örgütlerinin ilan ettikleri şartlı ateşkes İsrail’in saldırılarına devam etmesi sonucu bozuldu.
20 Ağustos 2003: Hamas ve İslami Cihad’ın Kudüs’te ortaklaşa düzenledikleri saldırıda 20 İsrailli öldü, 120 kişi de yaralandı. İsrail saldırının ardından Filistin yönetimiyle ilişkilerini dondurdu.
21 Ağustos 2003: İsrail’in Gazze’ye düzenlediği füze saldırısında Hamas liderlerinden Ebu Şenneb iki korumasıyla birlikte hayatını kaybetti.
6 Eylül 2003: Filistin Başbakanı Mahmud Abbas görevinden istifa etti. Aynı gün İsrail’in, Hamas’ın kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin’e yönelik düzenlediği saldırıdan, Ahmed Yasin yardımcısı ile birlikte hafif yaralı olarak kurtuldu.
11 Eylül 2003: İsrail Güvenlik Kabinesi Filistin lideri Arafat’ı sürgüne gönderme yönünde ilke kararı aldı. Ayrıca 15 AB üyesi, Hamas’ı AB’nin terör listesine alma konusunda uzlaşmaya vardı.
25 Eylül 2003: 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden Filistin asıllı Edward Said hayatını kaybetti.
4 Ekim 2003: Hayfa’da düzenlenen intihar saldırısında 20 İsrailli ölürken 55’i de yaralandı.
5 Ekim 2003: İsrail, Hayfa’da düzenlenen saldırıya misilleme olarak, 30 yıl sonra ilk kez Suriye topraklarını bombaladı.
15 Ekim 2003: ’de içlerinde CIA mensuplarının da bulunduğu dört araçlık konvoya düzenlenen saldırıda üçü CIA mensubu dört kişi öldü, bir kişi de yaralandı.
9 Kasım 2003: Berlin’deki „Utanç Duvarı’nın yıkılışının yıldönümü olan 9 Kasım, İsrail’in Filistin’de inşa ettiği „Irkçı Ayrım Duvarı“na uluslararası tepki günü olarak ilan edildi.
19 Kasım 2003: BM Güvenlik Konseyi’nden oybirliği ile geçen 1515 sayılı kararla Yol Haritası taraflar açısından bağlayıcı hale geldi.
1 Aralık 2003: Cenevre İnisiyatifi’nin Yol Haritası’na alternatif olarak hazırladığı deklarasyon resmen ilan edildi.
20 Aralık 2003: 8 Aralık’ta BM Genel Kurulu’da alınan karara uygun olarak Lahey Adalet Divanı, İsrail’in Batı Şeria çevresine inşa ettiği „güvenlik duvarı“nın meşruiyetini şubat ayında ele almaya karar verdi.
14 Ocak 2004: Gazze’de ilk kez Hamas mensubu bir bayan tarafından düzenlenen saldırıda, dört İsrail askeri öldü. Saldırının ardından İsrail Hamas’ın kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmet Yasin’i her an bir suikaste hedef olabileceği yönünde tehdit etti.
11 Şubat 2004: ’i çevreleyen tecrit duvarına ve 15 Filistinlinin ölümüyle sonuçlanan İsrail saldırısına karşı bir tepki olarak El-Aksa Şehitleri Tugayı’nın Kudüs’te düzenlediği saldırıda 7 İsrailli öldü, 60’ı da yaralandı.
23 Şubat 2004: ı Adalet Divanı İsrail’in Batı Şeria’nın çevresine ördüğü tecrit duvarına ilişkin duruşmalara başladı.
22 Mart 2004 Filistin’in manevi önderi Şeyh Ahmet Yasin sabah namazı çıkışında bizzat Şaron tarafından yönetilen bir askeri operasyon sonucu sekiz Filistinli ile birlikte hunharca katledildi. Yasin katliamı sonrası İsrail terörünün sınırlarının artık kalmadığı anlaşılırken BM’nin katliamı kınamasının önünde yine ABD vetosu yer aldı.
17 Nisan 2004 Şeyh Ahmet Yasin’in şehadeti sonrası Hamas liderliğine getirilen Abdülaziz el-Rantisi Ahmet Yasin’e karşı düzenlenen suikasta benzer bir yöntemle şehit edildi.

SONUÇ

  • Mar. 14th, 2008 at 10:03 PM
 Medeniyetlerin beşiği Ortadoğu, zengin kültürel birikimi, güçlü jeopolitik konumu ve ekonomik potansiyeli ile bölgesel ve küresel aktörlerin çekim alanı olmuştur. I. Dünya Savaşı ve sonrası İngiltere ve Fransa’nın, tıpkı Afrika’da olduğu gibi bölge sınırlarını keyfi olarak çizerek parçalara ayırmaları, bölge içi mücadeleyi beraberinde getirirken, bu kargaşa içerisinde ince ince dokunmaya başlanan İsrail projesi II. Dünya Savaşı sonrası hayata geçirilmiştir. Bu şekilde Batı’nın bölgede gözü kulağı olacak bir İsrail devleti ortaya çıkarılmıştır.
İsrail bir işgal devleti olarak bölgenin kalbine saplanırken aynı zamanda Arap birliğinin sağlanması yolunda güçlü bir motivasyon özelliği taşımaktaydı. Lakin Arap ülkelerinin birlik konusundaki iradesizlikleri hesapta yoktu. Bölgede yapılan dört büyük savaş İsrail’in varlığını daha da güçlendirirken Filistin tarafı katliamlara, göçlere ve her alanda mahrumiyetlere maruz kaldı. Uluslararası manada İsrail’in aleyhinde alınan yüzlerce karara rağmen Filistin dünden daha iyi olamadı. Hemen her gün birkaç masumun hayatını kaybettiği Filistin’de, hiçbir kararın ve sözde barış anlaşmasının İsrail’in kanun tanımaz tavırları karşısında şansı görünmemektedir.
İsrail bölgede düzenin ve barışın önündeki en büyük engel olduğunu hemen her gün gerçekleştiği fiili uygulamaları ile ortaya koyuyor. 1990’larda Madrid Görüşmeleri ve Oslo Barış Süreci ile başlayan arayışları, aslında İsrail’in bölgeyi istikbalde görmek istediği düzenin ara çözümlemeleri olarak algılamak mümkündür. Zira İsrail kendi aleyhine gibi görünen kararları fiili uygulamalarla boşa çıkartabileceğinin ve bunun bir yaptırım getirmeyeceğinin farkındadır. İsrail’i bu kadar şımartan temel unsurun; Yahudi-Anglosakson birliği olduğu kadar; siyasi ve ekonomik birlikten yoksun İslam dünyasının dağınık hali olduğunu da söyleyebiliriz.
Bugün Filistin, İslam dünyasının üzerinde hemen hemen ittifak içerisinde bulunduğu tek konudur. Buna rağmen İslam dünyası ne Soğuk Savaş döneminde ne de sonrasında atılan nutuklar ve saman alevi mesabesinde birkaç çıkış dışında güçlü bir irade sergileyememiştir. 1969 Mescid-i Aksa olaylarının ardından gösterilen hızlı refleks ve akabinde İslam Konferansı Örgütü’nün inşası, daha sonra aynı kararlılıkla devam ettirilememiştir. Halbuki Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın İslam dünyasındaki tartışmasız önemi bile tek başına güçlü bir motivasyondur. Buna rağmen gerek bölge ülkeleri gerek coğrafya dışındaki Müslüman ülkeler küresel güçleri küstürmeme telaşı ve dünyadan tecrit edilme korkuları ile Filistin’in yaşadığı drama göz yumabilmişler, Filistin’i siyasi manada „ümmetin yetim evladı“ olarak bırakabilmişlerdir.
Filistin uluslararası manada sahiplenilmemektedir. Mart 2004’te Filistin ve İslam alemi için sembol bir şahsiyet olan Şeyh Ahmet Yasin’e karşı düzenlenen hunhar saldırı ve sonrasında uluslararası arenada kuşanılan siyasal kayıtsızlık, İsrail’in BM nezdinde kınanmasının önündeki ABD vetosu ve Arap Birliği’nin Tunus görüşmelerinin iptali, İsrail’in yaptığının yine yanında kalması gerçeği ile bizleri karşı karşıya bırakmıştır. Suikast sonrası yaşananlar bir anlamda cinayetlerin alkışlandığı ve sessiz kalınarak ödüllendirildiği yeni bir perspektifi çizmektedir. Alabildiğine hukuksuzluğun ya da bu yeni çarpık hukuk anlayışının bir gün sahiplerini de yutabileceği unutulmamalıdır.
Bugün kesin olarak bölgede gerçekleşen bir şey varsa, o da İsrail’e uygun bir Ortadoğu’nun yaratılması projesinin dolu dizgin devam ettiğidir. Irak’ın parçalanmaya doğru gitmesi, 1948 sürgünlerinin resmen geri dönme izni almalarıyla daha da ivme kazanan Kuzey Irak’a İsrail’in yerleşme çabaları, İran’a ve Suriye’ye gözdağı verilmesi ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi hep bu doğrultudaki gelişmelerdir. Dünya petrol rezervlerinin %60’dan fazlasına sahip olan Ortadoğu, İsrail ve ABD merkezli ciddi bir uçurumun tam kenarındadır. Fakat bölge aktörleri fiili anlamda bu tehlikenin farkına varmadan daha kaç tane „Yol haritası“ nın tarihin çöplüğündeki yerini bulması gerekecektir? Bu konuda bir şey söylemek zor.
Son Aksa İntifadası’ndan 2004 yılı başına kadar geçen sürede 5.000 Filistinlinin katledildiği, 50.000’den fazlasının da yaralandığı, Batı Şeria’nın 730 kilometrelik utanç duvarı ile parçalara ayrılıp dünyadan tecrit edildiği, Arafat dahil hiçbir Filistinlinin can emniyetinin bulunmadığı, beş milyon Filistinlinin evlerine dönmek üzere beklediği ve dünyanın sessizliği kuşandığı bir dönemde hiç şüphesiz Filistin’in yanında olmak ve acısını paylaşmak büyük bir onur ve ayrıcalıktır.
Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa tüm Müslümanların şeref ve onurudur. Müslümanlar şeref ve onurlarını savunma konusunda tembellik göstermemeli, Filistin’de adil ve kalıcı bir barışın temini için elinden geleni yapmalıdır.

Tags:

KAYNAKÇA

  • Mar. 14th, 2008 at 10:02 PM

KİTAPLAR

1-Bowman, Glen. “Yitik Ülke Masalları: Kimlik ve Yer Sorunsalı”, İstanbul, Sarmal Yayınları, 1996.
2-Chomsky, Noam. Kader Üçgeni ABD, İsrail ve Filistinliler, İstanbul, İletişim Yayınları, 1993.
3-Davutoğlu, Ahmet. Stratejik Derinlik, Türkiye’nin Uluslararası Konumu, İstanbul, Küre Yayınları, 2001.
4-Genet, Jean (ve diğerleri). Dünün Bugünün Defterleri Dünya Sorunları 1988/1-Ortadoğu Dosyası, Filistin Ayaklanması, İsrail, İran ve Irak, İstanbul, Alan Yayıncılık, 1988.
5-Halloum, Ribhi. Belgelerle Filistin, İstanbul, Alan Yayıncılık, 1989.
6-Karaman, M. Lütfullah. Uluslararası İlişkiler Çıkmazında Filistin Sorunu, İstanbul, İz Yayınları, 1991.
7-Lukacs, Yehuda. The Israeli-Palestinian Conflict: A Documentary Record, 1967-1990, Cambridge, 1992.
8-Öke, Mim Kemal. Siyonizm ve Filistin Sorunu (1880-1914), İstanbul, Üçdal Neşriyat, 1982.
9-Said, Edward. Filistin Sorunu, İstanbul, Pınar Yayınları, 1985.
10-Schulze, Kirsten E; Stokes, Martin; Campbell, Colm. Ortadoğu’da Milliyetçilik, Azınlıklar ve Diasporalar, İstanbul, Sarmal Yayınevi, 1999.
11-Suleiman, M. Political Parties in Lebanon, New York, 1967.
12-Tahhan, Mustafa M. Filistin’e Büyük Komplo, İstanbul, Azim Yayıncılık, 1995.
13-Taylor, Alan R. İsrail’in Doğuşu, İstanbul, Pınar Yayınları, 1992.
14-Turan, Ömer. Tarihin Başladığı Nokta Ortadoğu, İstanbul, Step Ajans, 2002.
15-Uğur, Ali. Dünya Gündemindeki İsrail, İstanbul, Burak Yayınları, 1998.
16-Yazar, Yusuf. Ortadoğu Değişen Dengeler, Ankara, Rehber Yayıncılık, 1991.


MAKALELER

1-Aras, Bülent. “Filistin İsrail Barış Sürecinde Ulaşılan Nokta ve Barışın Geleceği”, Avrasya Dosyası, Ankara, Yaz 1996.
2-Arslantaş, Süleyman. “Yol Haritası ve Ateşkes”, Kudüs Dergisi, sayı. 2.
3-Brown, Kenneth. “Iron and a king: the Likud and oriental Jews”, Merip Reports, no. 114, 1983.
4-Brown, Kenneth. ve Mohr, Jean. “Journey through the labyrinth: a photographic essay on Israel/Palestine”, Studies in Visual Communication 8, 2, 1982.
5-Çalışkan, Koray. ve Fahreddin, Münir. “Yeni İntifada ve Filistin Sorunu”, Birikim, Aralık 2000.
6-Ercan, Suna. “İsrail’de Arap Azınlığın Kimlik Sorunu”, Avrasya Dosyası, İsrail Özel sayısı, İlkbahar 2000, cilt. 6, sayı. 1.
7-Erdemli, Özgül. “İsrail-Filistin Çatışma Sürecinde Uluslararası Bir Çözüm Arayışı: Mitchell Komisyonu Raporu”, Stratejik Analiz, sayı. 17, Eylül 2001.
8-Kanafani, Nu’man. “Trade- A Catalyst for Peace”, The Economic Journal, June 2001.
9-Karagül, İbrahim. “Hamas ve İslami Cihad’a İktidar Rüşveti: Ateşkes Barış Getirir mi?”, Kudüs Dergisi, sayı. 2.
10-Owen, Roger ve Pamuk, Şevket. “A History of Middle East Economies in the Twentieth Century”, Harvard University Press, 1999.
11-Said, Edward. “Oslo’nun Sonu”, Birikim, Aralık 2000.
12-Sever, Ayşegül. “The Arab-Israeli Peace Process and Turkey since 1995 Interim Agreement”, Turkish Review of Middle East Studies, Annual, 1996-1997.
13-Shalal, Ahmad Abu. “Resettlement Projects of Palestinian Refugees in Iraq”, Studies on Repatriation Series, No.1.
14-Sönmez, Yunus. “Yol Haritası Yeni Bir Barış Hikayesi”, Anlayış – Temmuz 2003, sayı. 2.
15-Turhan, İbrahim. “Bizim Filistin”, Anlayış - Temmuz 2003, sayı. 2.
16-Varol, Ahmet. “Zulmün Hüküm Sürdüğü Dünya”, Ribat, Ekim 2003.

ANSİKLOPEDİLER

1-Encyclopedia of The Palestine Problem, International Books, New York, 1991.
2-TDV İslam Ansiklopedisi.

BELGELER

1-“Development Under Adversity: The Palestinian Economy in Transition”, WB and MAS, 1999.
2-The Palestinian Right of Return: New Understanding of International Law.” Report From a CPAP briefing with Susan Akram and Phyllis Bennis, Palestine Center-News&Analysis.

SÜRELİ YAYINLAR

1-El-Hayat
2-Eş Şark El Avsat
3-Haaretz
4-Le Monde Diplomatique
5-Radikal
6-The Daily Star
7-United Press International
8-Washington Times
9-Yeni Şafak
10-Zaman Gazetesi

İNTERNET DOKÜMANLARI

1-http://www.al-bushra.org
2-www.aljazeerah.info
3-www.amnesty-turkiye.org
4-http://www.arabicnews.com
5-http://www.badil.org
6-www.cnn.com
7-www.dci-pal.org
8-http://domino.un.org
9-www.enterpeace.org
10-http://www.evrensel.net
11-www.freerepublic.com
12-gopher://gopher.voa.gov
13-www.haaretz.com
14-http://www.haberanaliz.com
15-www.hurriyetim.com.tr
16-www.iha.com.tr
17-http://www.infoplease.com
18-http://islamonline.net
19-http://www.izmirbarosu.org.tr
20-www.liberal-dt.org.tr
21-www.miftah.org
22-http://msnbc.msn.com
23-http://news.bbc.co.uk
24-www.ntvmsnbc.com
25-www.osmanli.org.tr
26-www.palestinecenter.org
27-http://www.palestinechronicle.com
28-http://www.palestinefacts.org
29-http://www.palestine-info.co.uk
30-www.palestinemonitor.org
31-www.pchrgaza.org
32-http://www.pcps.org
33-http://www.pna.gov.ps
34-http://www.prc.org.uk
35-http://www.refugees.org
36-http://www.sesrtcic.org
37-www.shaml.org
38-http://www.stoptorture.org.il
39-http://www.un.org
40-http://www.us-israel.org
41-http://www.vahdet.com.tr
42-www.webcom.com
43-www.wsws.org

Tags:

İTHAF

  • Mar. 14th, 2008 at 10:00 PM
 
İTHAF

Bu siteyi, Özgür Filistin’in yarınlarına; Filistinli çocuklara ithaf ediyorum...Saygılarımla.TUNALIM

Tags: